Yazar Sevan Nişanyan: ‘Türk adamıza geldi, cami de yaptırır bu’ dediler

Yunanistan 9 gün gözaltında tutülduktan sonra serbest bırakılan Sevan Nişanyan, +GERÇEK TV’de yayınlanan “Sınırsız” programında Alin Ozinan’ın konuğu oldu. 

Nişanyan, adada yaptığı bir takım girişimler nedeniyle ırkçıların kendisini hedef gösterdiğini ve Samos polisinin de durumdan vazife çıkarırcasına hareket ettiğini söyledi. 

Nişanyan, “Samos’ta ve bütün Ege Adaları’nda çok kötü bir gelişme var son yıllarda. Yunan geleneğine ve Yunan kültürüne çok aykırı bir şekilde inanılmaz bir yabancı düşmanlığı ve ırkçılık, fırtına gibi kapladı ortalığı. Bu işin kışkırtıcıları arasında öncelikle polis teşkilatı var ve öyle anlaşılıyor ki saçmasapan bir paranoya ve deikodu zincirinin sonucunda ‘Bu adam Türk’tür, Türkiye’den gelmiş, geri gitsin’ gibi bir ruh haline girmişler” ifadelerini kullandı.

“14 GÜN İÇERİSİNDE ÜLKEYİ TERK ETMEM İSTENDİ”

Kendisi hakkındaki son durumu anlatan Nişanyan, “Sınır dışı edilmem yönündeki absürt karar geçerliliğini sürdürüyor. Hâlâ o kararın temeli olan ‘ulusal güvenlik için tehdit oluşturduğum’ iddiası, ki gerçek dışı bir dünyada yaşadığımızın belirtisidir, o da devam ediyor, hukuki mücadelemiz de devam ediyor. Önümüzdeki 14 gün içerisinde ülkeyi kendi irademle ve istediğim sınır kapısından terk etmem talimat olarak verildi. Eğer bu süreçte bir sonuç alabilirsek gitmeyeceğim fakat öbür türlü bir süre başka ülkelerde sırtımı dinlendirme imkanı bulacağım” dedi.

Nişanyan, sürecin nasıl başladığnıysa şöyle anlattı:

“ABSÜRT, AKIL ALMAZ BİR DURUM, DEHŞETE KAPILIYORSUN”

“Çocuklarımla bir buluşma için Balkanlara gittik. Karadağ’da 15 günlük bir aile tatili yaptık. Ekim ayında oluyor bu. Dönüşte hiç beklenmedik bir şekilde pasaport kontrolünde dediler ki ‘Arkadaş sen memlekete giremezsin, senin sınır dışı kararın var’. Peki, gerekçesi neymiş? Ulusal güvenlik için tehditmiş, gerekçesi gizliymiş. Absürt, akıl almaz bir durum. Böyle şeylerle karşılaşınca insanın kafası ‘Acaba ne olabilir, nasıl bir suç işlemiş olabilirim?’ diye çalışmaya başlıyor. Dehşete kapılıyorsun; ‘acaba Türk hükümeti mi bir girşimde bulundu? Acaba Yunan hükümeti  mi bir takım davranışlarımı beğenmedi’ diye. Çünkü herhangi bir şekilde dosyaya ulaşma imkanı yok. 

Ondan sonra bir müddet Sırbistan ve Ermenistan’da vakit geçirdikten sonra bu saçmalığın daha fazla devam edemeyeceğini idrak ettik. Bir takım dostların da vasıtasıyla Yunan emniyetinin en üst kademesine kadar gidip ‘Şu dosyayı bir gözden geçirin, Allah aşkına içinde ne var?’ dedik. ‘Bugün, yarın bakacağız’ derken aradan aylar geçti. Ben de bunun üzerine ‘Sizin bir karar alacağınız yok’ diyerek geldim.” 

“SAMOS’TA VE BÜTÜN YUNAN ADALARINDA ÇOK KÖTÜ BİR GELİŞME VAR SON YILLARDA”

“Sonra yavaş yavaş, özellikle son tutuklandığımdan sonra ortaya çıktı ki, büyük komplolar, büyük devlet meseleleri beklediğim yerde, çerden çöpten, zavallı, yerel bir dedikodu tezgahı var. Başka hiçbir şey yok” diyen Nişanyan, “Samos’ta ve bütün Ege Adaları’nda çok kötü bir gelişme var son yıllarda. Yunan geleneğine ve Yunan kültürüne çok aykırı bir şekilde inanılmaz bir yabancı düşmanlığı ve ırkçılık, fırtına gibi kapladı ortalığı. Bu işin kışkırtıcıları arasında öncelikle polis teşkilatı var ve öyle anlaşılıyor ki saçmasapan bir paranoya ve deikodu zincirinin sonucunda ‘Bu adam Türk’tür, Türkiye’den gelmiş, geri gitsin’ gibi bir ruh haline girmişler” diye konuştu.

“ŞOKE OLDULAR ERMENİ PASAPORTUMU GÖRÜNCE”

Ozinan’ın, “Küçük bir adada yaşanan bu durum Atina’nın tavrını nasıl etkileyebiliyor?” sorusunu yanıtlayan Nişanyan, şöyle konuştu:

“Teşkilat var arkasında, besbelli bir teşkilat var. Atina’nın tavrı nedir henüz anlayabilmiş değiliz. Yani Atina’da çok üst düzey görevliler dahil olmak üzere siyasi, hukuki ve idari, pek çok kişiyle görüştük. Hepsi saçını başını yoluyor, ‘Böyle bir şey Yunanistan’da mümkün müymüş?’ diye. Nişanyan vakasının hiçbir detayına hakim olmadıklarını görüyorsunuz. Bilgisizliğin düzeyi insanı şaşırtıyor. 4 buçuk yıl önce geldim bu ülkeye ve o zaman iltica için başvurdum. O bir buçuk yıllık bir süreçti, sonunda ilticamı geri çektim, daha doğrusu sürenin tükenmesini bekledim.

Artık bir mülteci değilim, iltica talebinde değilim çünkü o tarihte Ermenistan devleti bana vatandaşlık ve pasaport verdi. Arada İra’yla evlendim, bir Yunan vatandaşıyla evlilik bağı kurdum. Bu durumda zaten mülteci olarak Yunanistan’a başvuramam. Farkında değiller. Şoke oldular Ermeni pasaportunu görünce. Bütün kurdukları kurgu dağıldı. 

Çünkü kafalarındaki konsept şu: Bu Türk gelmiş kafasına göre burada işler yapıyor. Kimmiş bu, adayı ele geçirmek mi istiyor? Gitsin geldiği yere. Madem Türkiye’den gelmiş, oraya dönsün. Bütün anlatı bundan ibaret. Kafalarındaki model bu.” 

“TAKTİK VE STRATEJİK AÇIDAN BAZI YANLIŞLAR YAPTIM”

Nişanyan, “ticari anlamda oradaki yerel halkı kızdıracak bir şey yapıp yapmadığına” ilişkin sorulan soruya ise şu yanıtı verdi:

“En azından taktik ve stratejik açıdan bazı yanlış adımlar attım. İlk geldiğimde büyük bir heyecanla, büyük bir coşkuyla bir takım projelere giriştim. Ölmek üzere olan, yarı terk edilmiş bir köy. Yüzlerce bina var, metruk halde, boş duran, 5-10 liraya satın alabileceğin. Dedim, bir sermaye bir araya getirsek, bunlardan 30-40 tanesini satın alsak, onarsak. Bu köyü kültürel, ekonomik, toplumsal, siyasi her anlamda bir çekim merkezi haline getirebiliriz. 

“TÜRK GELMİŞ KÖYÜMÜZÜ ELİMİZDEN ALACAK, CAMİ DE YAPTIRIR BUNLAR”

Bilmem gerekirdi fakat insanoğlu bazı dersleri öğrenmiyor. Yerel, dedikoducu teyzelerin bakış açısından bu yaptığımın anlamı ‘Türk gelmiş, köyümüzü elimizden alacak’. Bu bir dehşet öyküsü. Bu adanın ürettiği tek ürün dedikodudur. Dedikodu üzerinden beslenen ve dedikodu üzerinden yaşayan bir yer, küçük yerlerin tipik özelliği. Bu olay büyüdü ve o projeden bir buçuk yılın sonunda vazgeçtim. Buna rağmen ‘Bu Türk adamızı satın alıyor. Ne cüret, cami de yaptırır bunlar’ denildi.” 

“BU TÜRK’Ü BURADA YAŞATMAYACAĞIZ”

“Sizin Türkiye’den kaçmak zorunda olan bir Ermeni olduğunuzu duymamışlar mı?” sorusuna ise Nişanyan’ın yanıtı şöyle oldu:

“Biz Türk değiliz, Ermeniyiz hikayesini anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Önyargı, yabancı düşmanlığı veya herhangi bir şekilde ırkçı duygulanım o kadar kuvvetli bir içgüdü ki bunun aşılması çok zor. Şu var, bu hadise kışkırtıldı burada. Eskiden faşist Altın Şafak örgütü vardı. Bu dağıtıldı ama şu an mülteci düşmanlıığ üzerinden metastaz yaptı, kendilerine bir varlık sebebi yaratıyor. Facebook grupları kurdular, aleyhimize tehditler, iftiralar savurmaya başladılar, ‘Bu Türk’ü burada yaşatmayacağız’ diye.” 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.