TBMM Dışişleri Komisyonu, Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde Mekke Savunma Anlaşması’nın onaylanmasına dair yasa teklifini ele almak üzere toplandı. Komisyon başkanı ve AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın yönettiği oturuma Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü de katılım gösterdi. Toplantıya milletvekilleri ve medya mensuplarından yoğun bir ilgi vardı.
‘ATILACAK HER ADIM DÜŞÜNÜLECEK’
Açılış konuşmasında Fuat Oktay, “Bu ittifak yapısının üç temel direği üzerinde yükseldiği söylenebilir: Ortak savunma, terörizmle kararlı mücadele ve savunma sanayisinde yerli kaynakların geliştirilmesi. Yıllarca Ortadoğu ve çevresindeki bölgeler, dışarıdan uygulanan müdahalelerin, ithal güvenlik çözümlerinin ve vekalet savaşlarının ağır bedelini ödemiştir. Bu duruma son verilmesi ve bölgedeki sorunlara doğrudan bölge içinden çözümler bulunması büyük bir önem arz etmektedir. Bu bağlamda Mekke Anlaşması ile ‘stratejik diyaloğu, karşılıklı güveni ve birlikte çalışma kültürünü geliştirerek, Ortadoğu’da kolektif bir caydırıcılık kalkanı inşa edilmesi’ önemli bir gelişmedir. Dün Tahran’da gerçekleştirilen görüşmeler bu anlamda değerlidir” ifadelerini kullandı.
Oktay ayrıca, “Kolektif savunma hükümlerinin otomatik olarak değil; atılacak her adımın tarafların kendi anayasal sorumlulukları, ulusal mevzuatları ve yetkili makamlarının kararları doğrultusunda hayata geçirilmesi gerektiği benimsenmiştir” dedi.
USUL TARTIŞMASI ADIMI
Oktay’ın konuşmasının ardından YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer usul tartışması başlatmak istedi. Çakırözer, “Bu anlaşma güvenliğimizi doğrudan etkileyen bir metin. Dolayısıyla önceki süreçte tali komisyona gönderilmesi gerekiyordu. Hâlâ mümkün; önerimiz mevcut. Bunun değerlendirilmesi şart” dedi. Oktay ise bu öneriyi destekleyerek tali komisyonla iletişim kurduğunu, şu aşamada herhangi bir çalışma ya da öneri olmadığı yanıtını aldığını belirtti. Çakırözer ise “O zaman tali komisyon niye var?” diye sordu.
‘TÜM BÖLGEYE İSTİKRAR’
Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü, anlaşmanın Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki köklü ilişkilerin devamı niteliğinde olduğunu ifade etti. Gümrükçü, “Anlaşma, özel dostluk bağlarının göstergesi olmasının yanında bölgemizde giderek daha fazla hissedilen bölgesel sahiplenme anlayışının somut bir ürünüdür.” dedi.
Nitekim günümüzde bölgedeki sorunların karmaşık hale geldiğini belirten Gümrükçü, bu anlaşmanın tarafı olan üç ülkenin dışarıdan çözüm beklemek yerine sorumluluk alarak işbirliği ve kolektif savunma anlayışıyla yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin ilk adımını attığını vurguladı; bu yönde oluşturulacak kurumsal yapının hukuki zeminini sağladıklarını kaydetti. Anlaşmanın Suudi Arabistan ve Pakistan’da iç onay süreçlerinin tamamlandığını belirten Gümrükçü, anlaşmanın yalnızca üç ülkenin değil tüm bölgenin güvenliğine katkıda bulunacağını ve kalıcı bir istikrar ortamı oluşturacağını savundu.
‘BENZER ANLAŞMALAR VAR MI’
Daha sonra milletvekillerine söz verildi. YENİ Partili Çakırözer bu sefer teklifin daha detaylı incelenebilmesi adına bir alt komisyon kurulmasını önerdi fakat öneri reddedildi. İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun ise “Suudi Arabistan ve Pakistan ile bu anlaşmaya benzer ikili antlaşmalarımız mevcut mu?” diye sordu.
Gümrükçü şu yanıtı verdi: “Suudi Arabistan ile askeri çerçeve anlaşmamız var. Pakistan ile askeri eğitim işbirliği anlaşmamız bulunuyor. Ayrıca Pakistan’la tatbikatların gerçekleştirilmesine dair mutabakat muhtırası mevcut olup teknik eğitim alanında işbirliklerine yönelik çeşitli anlaşmalar yapılmıştır.” Bunların daha çok askeri ve savunma sanayi boyutunu kapsadığını ifade etti.
‘NİYE İMZALADIK’
Ergun ise “Türkiye’nin bu anlaşmayla hangi savunma ihtiyacını karşıladığını anlayamadım” dedi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini hatırlatan Ergun, “Askeri caydırıcılığımızı korurken diplomatik hareket alanlarımızın genişletilmesi, komşularımızla çatışma risklerinin azaltılması ve bölgesel çatışmaların çözümünde kapsayıcı diyalog mekanizmalarının öncelikli olması gerekmektedir” dedi.
Ergun Bakan Yardımcısı Gümrükçü’ye şu soruları yöneltti:
“Bu anlaşma 7 Ağustos’ta imzalandı fakat son haftaya kadar neden içeriği hakkında tatmin edici bir açıklama yapılmadı? Anayasa’nın 90.maddesine göre uluslararası antlaşmaların onayı TBMM’nin uygun bulmasına bağlıdır; bağlayıcı etki için iç hukukta onay sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Anlaşma TBMM tarafından onaylanmadan bazı kurumsal yapılar oluşturuldu ve toplantılar gerçekleştirildi; 31 Ağustos ve 5 Ekim’de Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi iki toplantı yaptı ayrıca genel sekreter atandı daha onay süreci tamamlanmadan.”
Hukuki ve diplomatik teamüllere göre bu durum nasıl izah edilecektir? (…) Her ülkenin terör tanımı farklıdır; PKK bizim için terör örgütüyse Suudi Arabistan bunu terör örgütü olarak görüyor mu? Görmüyor! ‘Tehdit maddesinin’ uygulanması kolay olmayacaktır; Türkiye NATO üyesiyken böyle bir anlaşmanın Türkiye’nin sahip olmadığı hangi güvenlik açığını kapatacağı merak konusu? Türkiye hangi açığı kapatacaktır? Birilerinin çekilmesine karşılık deniz güvenliği ile ilgili uluslararası açığı mı kapatacağız?”
‘YEMEN ÇÖLLERİNDE NE İŞİMİZ VAR?’
Bunun ardından Utku Çakırözer de benzeri şekilde anlaşmanın onaylanmadan çeşitli kararlar alınmasını eleştirdi; anlaşmada askeri kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla sevk edilmesinin belirtildiğini hatırlattı ve “Dün Tahran’a hangi yetkiyle gidildi?” diye sordu.
Ülkelerin farklı tehdit algıları bulunduğunu vurgulayan Çakırözer, “Bu anlaşmayla biz Suudi Arabistan’ın ya da Pakistan’ın güvenlik risklerini üstleniyoruz; Türkiye’nin öncelikli güvenlik meselesi bu değildir ki! Örneğin Suudileri korumak adına Husilerle mücadele etmek için Yemen’e gidecek miyiz? Ne münasebet! Ne işimiz var Yemen çöllerinde? Savaştaki bir ülkeyle ‘Sana saldıran bana saldırmıştır’ şeklinde bir antlaşma yapmak ülkeyi doğrudan savaşa sokmak anlamına gelir” ifadelerini kullandı.
‘AMAÇ FİNANSMAN SAĞLAMAK’
Çakırözer ayrıca şunları söyledi: “Bu anlaşmanın amacı Suudi hanedanını koruma odaklı petrol tesisleri koruma antlaşmasıdır; bunun karşılığında kendi bozduğunuz ekonomimize Suud finansmanı sağlamak mümkünse savunma sanayi projelerimize ortak etmektir. Bu tamamen Trump planıdır; densiz büyükelçi Tom Barrack’ın planıdır! Ve her Trump planında olduğu gibi Türkiye’nin ya da bölgemizin çıkarlarını gözetmemektedir! ABD’nin menfaatlerini korumayı öncelik saymaktadır.”
‘YENİ BİR GÜVENLİK MİMARİSİ Mİ?’
CHP’li Oğuz Kaan Salıcı da söz konusu antlaşmanın amacını sorguladı; 10 yıllık süreyi eleştirdi. Suudi Arabistan’a ya da Yemen’e asker göndermeye yönelik hazırlık olup olmadığını sordu; ülkelerin ortak terör örgütü tanımları olmadığını belirtti ve bunun ABD’nin bölgeden çekildiği dönemde yeni bir güvenlik mimarisi olup olmadığını sorguladı.
10 YIL SORUSUNA YANIT
Fuat Oktay ise NATO’nun 12 ve 13.maddelerini hatırlatarak şu açıklamayı yaptı: 12.maddeye göre antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki on yıl içinde taraflar antlaşmayı gözden geçirebilirler; 13.madde ise tarafların antlaşmanın yürürlüğe girmesinden yirmi yıl sonra antlaşmadan çekilebilme hakkını ortaya koymaktadır.